10/3/2008 - Ey! Aşk!

Ey! Aşk!
Sinemde sakladığım yaşları gömüyorum toprağa Sayıkladım durdum geceleri pervasızca Izdırabın son haddindeyim vurgunum sana Sarıyor, sarmalıyor alevler usulca… Vazgeçmek mümkün mü?
Maskeler takılmış yürekler, kan ağlıyor Kasvetli iniltiler kulakları çınlatıyor Gece yangınların durağı Korlardan şiir doğuyor duraklarda Yağmurlardan sonra doğumunu yapıyor beden; Birkaç damla gözyaşı…
Hüzün mevsimleri aşkın dorukları imiş Elemli bakışların ardından gelen masum tebessüm Arıyorum zirvede efsunlu gözleri hazanımda Bakışların yüzümü yakan esintiler halinde esiyor Parçalanmış varlığım galebe çalıyor varlığına Buz dağındaki yüreğimi eritebilir mi haykırışların?
Gölgeme biçtiğim kaftana hazırlanıyorum seninle Vuslatı beklemeden acı ile yol alıyorum mevte Gök kubbeye anlatıyorum dokunaklı çaresizliklerimi Hayat bağlanan düşlerim umutsuzluğun önüne mil çekti Eriyorum giderek, tutunduğum dal taşıyamıyor ızdırabımı… Sen taşımaya ne dersin bu yükü kara toprak?
Üstümü örtmeyi dileyemedim hakkıyla yağmurlardan Sözleri toplayıp hicret ettim ıssız gecelere, geceleri Issız çöl gecelerinde seni sayıkladım yıldızlara Üstüm açıktı ve ben hala üşüyordum… Örtün üstümü vefalı bir yar ile Örtün ki veda ettiklerim vefalı olsun benden Kıymete binsin sevgi, sevgimiz…
Titreyişlerin uyanmalara vesile olduğu an Hıçkırıkların yürekleri kaynattığı dert yumakları Omuzlarda dağların taşıyamadığı yük taşınıyor Siretin; özleminle içimde yetim kaldı, esareti yaşıyor Ilık bir yaz gecesi hasret olarak düştüm kara toprağa Ey aşk: Vurgun yürekler sana geliyor mevti sırtlayarak...
Yunus Emre Tozal

|